Nurgül Güler (İkinci Türk Mangaka)
Merhaba Nurgül, kendini kısaca okurlarımıza tanıtır mısın?
Merhaba adım Nurgül Güler, 23 yaşındayım ve Almanya’nın eski başkenti olan “Bonn”da ailemle beraber yaşıyorum.
Manga ile nasıl ve ne zaman tanıştın?
5-6 yaşlarında olmam gerekir ki, çok buğulu hatırlıyorum. “Georgie” diye bir anime vardı. Orda karakterlerin gözleri o kadar büyük ve o kadar güzeldi ki beni çok büyülemişti. O günden beri hep o tarzda çizerdim…yani manga tarzında ama isminin manga olduğunu 13-14 yaşlarında Sailor Moon ile yani “Ay Savaşçısı” ile öğrendim. Almanya’da ilk çıkan mangalardan biriydi. O ve “Dragon Ball” gerçekten elime alabilip okuyabildiğim ilk mangalar oldu.
Seni Schwarzer Turm’un Paper Theatre adlı manga dergisi ile tanıdık. Manga-ka yolculuğunu okurlarımıza kısaca anlatır mısın?
13 yaşımda çizim tarzıma bir isim koyduktan sonra, çok çalıştım. Manga nedir? Nasıl yapılır? vs. Hikayeler yazmayı zaten çok sevdiğim için “sadece” çizim ile birleştirmem gerekiyordu. Bunu kavradıktan sonra çalışmaya ve geliştirmeye başladım tarzımı (ve bu çalışma 8 yılımı aldı) sonra Schwarzer Turm’u bir arkadaşım tavsiye etti. Manga dergisi olan Paper Theatrede yer almamı istedi. Ben de denerim dedim çizimlerimi yolladım ve alındım. İlk kısa hikayemi orda çıkardım.
Paper Theatre’den sonra Blüten Träume adlı projede gördük seni. Bu iki projeden önce her hangi bir manga çizim yarışmasına katıldın mı?
Evet bir çok yarışmaya katıldım, hatta 2002 yılında küçük bir ödül kazandım MangaMagie yarışmasında.(Çizimler çok kötüydü ama herhalde hikaye jürinin hoşuna gitmişti) Ondan sonra 2006’da Connichinin her yıl düzenlediği Doujinshi-yarışmasında en güzel eserleri içeren MangaMixx2 kitabında “Riteo” diye 16 sayfalık bir çalışmam yer aldı.
Schwarzer Turm’da kendi isteğin ile mi yer aldın, yoksa bunun için bir teklif geldi mi?
Arkadaşımın zoruyla, tavsiyesiyle ve onun hatırına katıldım aslında. Ben henüz dışarıya açılmanın vaktinin geldiğini düşünmüyordum…kendimi yüzde yüz iyi bulmuyordum ama o çok ısrar etti. Derginin formatı da hoşuma gidince hadi dene bakalım dedim.
Paper Theatre’nin 4. sayısında yer alan Out! adlı kısa eserini okurlarımıza kısaca anlatır mısın?
Çok komedi bir eser ve bir çok ağarmış saçıma neden olan 30 sayfalık kısa bir hikayedir “Out!”. Samai isimli bir kız, okulun en korkulu rüyası olan iki süper zekalı acayip çalışkan ve tamamıyla Seme olan ikiz kardeşlerin tek ve tek küçük kız kardeşidir. Ağabeyleri ne kadar Seme ve düzgün ise. Samai o kadar çılgın ve düzensizdir. Ve o abilerinin bu kadar titiz ve ders düşkünü olmasından hiç mi hiç hoşnut değildir. Her zaman sevgi dolu yakışıklı ve “normal” abilere sahip olmak istemiştir ama onları bir türlü değiştirememiştir. Bu korkunç ikizlerin sağ kolları olan tıpatıp onlara benzeyen “Han” isimli bir çocuk ise Samai’ye aşıktır ve her fırsatta ona evlenme teklifi eder. Samai ise ondan hiç hoşlanmaz ve her gördüğünde ondan kaçar(fakat yakalanır). Onun aşkla meşkle uğraşacak aklı yoktur çünkü tek derdi abilerini nasıl “kurtaracağıdır”. Bu durumda Han yine ilan-i aşkında onun için her şeyi yapma sözünü verince aklına bir fikir gelir, ve Han’ın yardımını ister. Han ise karşılığında Samai’nin hoşuna gitmeyecek bir şey ister… Tipik Shoujo ama bu sefer çirkin ördek yavru-misalini kız olarak değil erkek olarak değerlendirmek istedim ve ortaya bu eser çıktı.
Senin için Out! neyi ifade ediyor?
İlk eserim ilk mangam ve bu yüzden çok ayrı bir yeri var “Kariyerimde”. Bu eser beni okurlarla ilk buluşturan beni tanıtan ve bana ilgi duymaya çağıran bir eser. Acemiliğimi bütün hataları onda yaptım ondan çıkardım. Ve manga yapmanın ne kadar zevkli bir şey olduğunu onunla gördüm. Out! menim için manga-ka olma yoluna atılan ilk adımımı ifade ediyor.
İkinci eserin yine Schwarzer Turm yayınevi olmak üzere Blüten Träume adlı manga dergisinde yer aldı. Lemon Passion eserini kısaca okurlarımızla paylaşır mısın?
Natsuki 17 yaşındadır fakat yaşından küçük gösterir(çünkü boyu da öyledir) Bu yüzden çok takıntılıdır ve her sinirlendiğinde veya bir şeye kızdığında direk limon yer. Bir gün en iyi arkadaşı Kyoko onu iki kişiyle tanistırır biri yeni erkek Arkadaşı Ruidir digeri ise onun en iyi arkadaşı Yojidir. İlk buluşmalarında Yoji, Natsuki’yi yanlışlıkla (doğal olarak aslında) ilkokul öğrencisi sanır ve böylece Natsuki’nin krizine şahit olur. Natsuki ilk bağırıp çağırdıktan sonra limonunu çıkarıp yer. Nerden bilebilirdi ki Yoji’nin limonlardan inanılmaz derecede nefret ettiğini? Bir çığlık duyulur ve o gün bu gündür birbirlerinden nefret ederler. Yoji onun boyuyla dalga geçer, Natsuki ise karşılığında ona, önünde limon yiyerek, eziyet eder. Peki bu kedi köpek oyunu nereye kadar sürecektir? Bu takıntıları olmasaydı başka türlü bir ilişkileri olur muydu? Lemon Passion iki kişinin takıntısını anlatan ve bu takıntılara rağmen birbirine aşık olan iki genç öğrencinin öyküsüdür. Bence aşkı tam anlamıyla anlatan bir öykü…nefret ettiğiniz bir alışkanlığı olduğu halde (kendine ve çevresine zarar vermediği sürece tabiki^^°) Aşık olduğunuz kişiyi her haliyle sevebilmek, kabullenmek onun kendisi olduğu için sevebilmek gerçek aşktır, bence.
Lemon Passion, Out! mangasının çizimine göre daha iyi ve kaliteli. Out!’dan sonra çizimlerinin üzerinde daha fazla çalıştın mı?
Çalışma denilemez aslında. Sadece Out! da yaptığım hataları tekrarlamamak için gayret gösterdim. Out’tan sadece 6 ay sonra Lemon Passion’a çalışmaya başladım. O zaman içerisinde başka bir proje hazırlıyordum ve karakter desenleri çıkarıyordum.
En son eserin, yani Lemon Passion shoujo türü. Shoujo favori türlerin arasında diyebilir miyiz? Ayrica klasik shoujo mu yoksa sürprizler ile dolu bir macerayı mı daha çok tercih ediyorsun?
Evet kesinlikle favorim Shoujo. Klasik Shoujo macera ile birleşik olunca daha çok hoşuma gidiyor. Yani sırf klasik, bir zaman sonra bıktırıyor. Sürprizlerle dolu bir Shoujo-macerası her zaman için en güzeli!
Shoujo dışındaki favori türün hangisi?
Shonen; Naruto, One Piece gibi mangalar mesela.
Bu iki eserini yayınladıktan sonra, keşke şunu veya bunu böyle yapmasaydım dediğin oldu mu?
Hmmm. Baya oldu, keşke daha çok arka planlar çizseydim dedim mesela. Veya keşke bu kadar çok folye kullanmasaydım… daha çeşitli perspektifler kullansaydım dedim.
Şimdiye kadar kısa hikâyelerini gördük, ilerde uzun soluklu bir eser ile çıkmayı düşünüyor musun?
Evet kesinlikle. Su an one-shot hikaye düzenlemeleri yapıyorum. Yavaş yavaş gelişerek yukarılara tırmanmak istiyorum.
Sadece sana ait bir eserin henüz çıkmış değil, eğer çıkacak olsaydı konusu ne olurdu?
Konusu yine (nasıl farklı olabilirdi ki?) aşk olurdu. Yine bir Shoujo ama ortam, yer ve konu çok komik ve farklı olurdu.
İlerde Türkiye’de de bazı şeylere imza atmak ister misin?
Çok isterim! Türkçe bir manga mesela. Çok süper olurdu.
Çizim yaparken her hangi bir şeyi ilham kaynağı olarak görüyor musun?
Müzik, ve Kore dizileri.
Nurgül Güler’in çizim günlüğü nasıl gözüküyor?
Aslında günlüğümü eserin hangi tarihte biteceği belirliyor…Dead Line yani xD. 1 Ay zamanım varsa ayarlama yapıyorum. Çünkü günlük sadece 1-2 sayfa çizebiliyorum o da 8-9 saatimi alıyor. Program yapıp her gün aynı şekilde çalışmaya gayret gösteriyorum.
Çizim materyali olarak neler kullanıyorsun?
Kağıt (en az 120 gramlık. Yoksa ince kalemi iyi yemiyor), Basmalı kalem (ön çizimler için), tabi ki silgi, ince-kalem (0,13 mm) çizimler için, ve aynI kalemden 0,35 mm’lik paneller için, cetvel, kesici, folye (gölgeler ve efektler için), beyaz ince kalem(hataları silmek ve ayrı efektler yapmak için).
How to Draw Manga tarzı kitapların yardımını aldın mı veya hala alıyor musun?
İlk başlarda aldım ve çok yardımı oldu, fakat artık kullanmıyorum. O zaman 16 yaşındaydım ama kendi başına çizim yetmiyor “How to Draw Manga” serisinin ilk cildini aldım ve bütün yaz boyu durmadan içindeki çalışmaları tekrarladım. Bir ay öncesi çizimleri sonrakilerle karşılaştırdığımda inanılmaz büyük bir ilerleme söz konusuydu… Herkese tavsiye ederim mutlaka alsınlar!
İdol olarak örnek aldığın, hayranı olduğun bir Manga-ka var mı?
Evet. Mitsuba Takanashi(Crimson Hero), Park so Lee(Goong/Manwha), Lee Young-Hee(You are so Cool/Manwha) ve Yoshiki Nakamura(Skip Beat)….bir değil dört oldu
Geleceğini manga-ka olarak mı sürdürmek istiyorsun? Yoksa başka hedeflerin var mı?
Başka hedeflerim kesinlikle var. Tıp okumak istiyorum… Çok alakasız ama acayip istekliyim. Nerden çıktı bu demeyin her zaman için ilgi duyuyordum ve gerçekleştirmek istiyorum. Bakalım zaman ne gösterecek.
Aile, kızlarının bu manga-ka yolculuğuna destek sağlıyor mu?
Ailem her zaman benim yeteneğimin olduğunu bilir görür ama desteklemezdi. Çünkü emeğimin karşılığını alamayacağımı düşünürlerdi ve hala öyle düşünüyorlar. Gece gündüz mangayla uğraşıyordum ve bu durum onları endişelendiriyordu. “Gerçek” bir meslek edinmemi isterlerdi her zaman. Şuan doktor yardımcılığı olarak meslek görüyorum ve mangayla beraber sürdürmeyi düşünüyorum. Çok yorulacağım kesin ama sevdiğim şeyleri yapıyorum ve mutlu oluyorum.
Manga ile aranın iyi olduğunu biliyoruz. Bu durum anime için de geçerli mi?
Anime olarak sadece Studio Ghibli’nin çıkarttığı filmleri seviyorum, Sen to Chihiro no Kamikushi olsun, Howl’s Moving Castle olsun, Mononoke Hime olsun hepsi benim Favorilerim ve bence en güzel filmleri sadece ve sadece Hayao Miyasaki yapıyor. Başkada ilgilendiğim anime yok açıkçası…(seyretmek için zamanım yok desem daha doğru olur belki).
Favori animelerin ve mangaların neler?
Anime: Howl’s Moving Castle, Manga: Skip Beat, Basara, Crimson Hero, Summer Rain, Naruto
Nurgül Güler’in en büyük hayali nedir?
Tabici iyi bir Manga-ka olmak, zengin, havuzlu villada yaşayan iki çocuklu bir anne, ve müthiş kültür ve ilim bilgisine sahip olan güçlü bir kadın olmak benim en büyük hayalim J
Son olarak, Türkiye’deki anime/manga severlere iletmek istediğin bir mesajın var mı?
Hayallerinize sadık kalın! Hiçbir zaman kendinizi unutmayın. Elde etmek istediğiniz ne varsa gerçekten inanç olduktan sonra mutlaka sahip olabilirsiniz.
NURGÜL GÜLER




